Araştırma: 4 Milyarlık Dünya Daha Sürdürülebilir Olabilir

Araştırmanın yazarları, nüfus artışının zaman içinde yavaşlayıp tersine dönmesini "doğa dostu ve insan dostu" bir strateji olarak tanımlıyor.

Yeni bir bilimsel araştırma, dünya nüfusunun 2200 yılına kadar yaklaşık 4 milyara gerilemesinin hem doğa hem de insanlar açısından daha sürdürülebilir olabileceğini öne sürdü. Bugün küresel nüfus 8 milyarı aşmış durumda.

Öte yandan, araştırmacılar bunun zorlayıcı nüfus kontrolü politikalarıyla değil, kadınların aile planlaması hizmetlerine erişiminin artırılması, kız çocuklarının eğitim olanaklarının genişletilmesi ve tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesiyle mümkün olabileceğini savunuyor.

Çalışma, akademik dergi Sustainable Development'ta yayımlandı.

'Hem doğa hem insanlar için daha iyi'
Araştırmanın yazarları, nüfus artışının zaman içinde yavaşlayıp tersine dönmesini "doğa dostu ve insan dostu" bir strateji olarak tanımlıyor.

Araştırmacılara göre dünya nüfusunun kademeli biçimde yaklaşık 4 milyara gerilemesi; doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltabilir, yüksek doğurganlık oranına sahip bölgelerde yoksulluğun azalmasına katkı sağlayabilir, kirliliği düşürebilir, kaynaklar ve göç nedeniyle yaşanan çatışmaları hafifletebilir, yoğun nüfuslu kentlerde yaşam kalitesini artırabilir, yaban hayatını, doğal yaşam alanlarını ve iklimi daha iyi koruyabilir.

Zorla nüfus azaltmayı önermiyorlar
Çalışma, nüfusun azaltılması için zorlayıcı uygulamalar, kitlesel nüfus azaltma ya da öjeni programları önermiyor.

Araştırmaya göre bunun en etkili yolları; sile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması, üreme sağlığı hizmetlerine erişimin artırılması ve özellikle kız çocuklarının eğitim olanaklarının geliştirilmesi.

Bazı ülkeler örnek gösterildi
Çalışmada, aile planlaması politikalarının uygulandığı ülkelerden örnekler de verildi.

Buna göre, İran'da doğurganlık oranı 1992'de kadın başına 4,08 çocukken, aile planlaması uygulamalarının ardından 2001'de 1,94'e düştü. Güney Kore'de bu oran 1972'de 4,07 iken 1984'te 1,93 oldu. Kosta Rika'da ise 1972'de 4,16 olan doğurganlık oranı 2009'da 1,98'e geriledi.

Araştırmacılar, bu değişimlerin baskıcı yöntemlerle değil, sağlık hizmetleri ve eğitim yatırımları sayesinde gerçekleştiğini belirtiyor.

'Aşırı nüfus' tartışması
Araştırma, aşırı nüfus tartışmalarının uzun yıllardır etik açıdan tartışmalı olduğuna da dikkat çekiyor.

Yazarlar, "aşırı nüfus" söyleminin zaman zaman çevre adına otoriter nüfus kontrolünü savunan ekofaşist yaklaşımlarla ilişkilendirildiğini hatırlatıyor.

Ayrıca modern tarihte zorunlu kısırlaştırma programları, tek çocuk politikaları ve yoksul toplumları kaynakların tükenmesinden sorumlu tutan sömürgeci söylemler gibi uygulamaların da "sağlıklı nüfus yönetimi" gerekçesiyle hayata geçirildiği vurgulanıyor.

Bu nedenle araştırmacılar, kendi önerilerinin bu tür politikalarla karıştırılmaması gerektiğini belirtiyor.

Sorun yalnızca nüfus değil
Çalışmada nüfus artışının tek başına çevre sorunlarının nedeni olmadığı da kabul ediliyor.

Bazı uzmanlara göre asıl sorun, mevcut kaynakların adil kullanılmaması ve hükümetler ile şirketlerin sürdürülebilir üretim ve tüketim konusunda yeterli adım atmaması.

Araştırmacılar da, dünyanın herkesi sürdürülebilir biçimde besleyebilecek kadar gıda üretebildiğine dair çalışmalar bulunduğunu, ancak bunun için kamu politikaları ve ekonomik önceliklerde büyük değişiklikler gerektiğini hatırlatıyor.

'Sonsuz büyüme mümkün değil'
Araştırmanın dikkat çektiği bir diğer nokta ise ekonomik büyüme anlayışı.

Yazarlara göre sınırlı doğal kaynaklara sahip bir gezegende sürekli artan tüketim ve servet hedefi uzun vadede sürdürülebilir değil.

Araştırmada şu değerlendirmeye yer verildi:

"Sürekli artan nüfus ve kaynak tüketimi gelecek nesillerin yararına değil. Nüfus artışının zaman içinde doğal ve adil biçimde tersine dönmesine yardımcı olurken, kişi başına düşen kaynak tüketimini de azaltmak sürdürülebilir ve arzu edilen bir gelecek için en güçlü umutlarımızdan biri."

Araştırmacılar, çevresel sürdürülebilirliğin yalnızca nüfus dinamikleriyle değil, aynı zamanda tüketim alışkanlıklarının ve ekonomik büyüme anlayışının da yeniden değerlendirilmesiyle mümkün olabileceğini savunuyor.

İnsanlık azalırsa yok olur mu?
Öte yandan bilim dünyası nüfusun azalması gerektiği görüşünde ortaklaşmış değil.

Bir grup araştırmacı, çok hızlı nüfus azalmasının yaşlanma, iş gücü kaybı ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından ciddi riskler oluşturduğunu düşünüyor. Diğer grup ise, asıl sorunun insan sayısı değil, tüketim biçimi ve kaynakların dağılımı olduğunu; daha küçük nüfusların uygun politikalarla hem çevresel hem de ekonomik açıdan sürdürülebilir olabileceğini savunuyor.

Nüfusun azalmasına karşı çıkan bilim insanlarının en sık dile getirdiği sorun, yaşlı nüfusun hızla artması.

Doğurganlık uzun süre düşük kaldığında çalışma çağındaki nüfus küçülürken emekli nüfus büyüyor. Bunun sonucunda çalışan başına düşen emekli sayısı artarken, sağlık harcamaları yükselebilir, iş gücü açığı oluşabilir ve ekonomik büyüme yavaşlayabilir.

Bu nedenle, örneğin, Harvard Üniversitesi'nden demograf David Bloom gibi araştırmacılar, asıl sorunun nüfusun azalması veya artması değil, çok hızlı yaşlanması olduğunu vurguluyor.

Dünya Haberleri

Allianz Trade: Küresel Büyüme %2,5 Olabilir
Hollywood’un En Şık Sofrası Baklavayla Tatlanacak
MSC Cruises ile Nisan Ayına Kadar Vizesiz Emirlikler ve Güney Amerika Keşfi
Keşfedilmemiş İzlanda: Doğanın Saklı Hazineleriyle Tanışın
Irak’ta alışveriş merkezinde çıkan yangında 50 kişi hayatını kaybetti